Demans (bunama) ve Şizofreni

2–3 dakika

Davut Ceylan (Uzman Psikolog)

Demans, beyin hücrelerinin hasar görmesi veya ölmesi sonucu ortaya çıkan bir bilişsel bozukluktur. Bu hastalık; hafıza, düşünme, davranış ve günlük aktiviteleri gerçekleştirme yeteneğini olumsuz etkiler. Genellikle ileri yaşlarda görülür. Demansın biyolojik temellerini anlamak için, beyindeki yapısal ve kimyasal değişikliklere odaklanmak önemlidir.


Demans Türleri ve Özellikleri
1. Alzheimer Hastalığı: Halk arasında bilinen en yaygın demans türüdür. Genellikle hafıza kaybı, yön bulma zorlukları ve dil problemleri ile başlar. Başlangıç, orta ve ağır olmak üzere farklı düzeylerde seyreder.

2. Vasküler Demans: Beyindeki kan damarlarının hasar görmesi sonucu oluşur. İnme veya kronik damar hastalıkları, beyin hücrelerine yeterli oksijen ve besin maddelerinin ulaşmasını engelleyerek hasara yol açar.

3. Lewy Cisimcikli Demans: Lewy cisimcikleri adı verilen anormal protein birikimleri ile karakterizedir. Halüsinasyonlar, uyku bozuklukları ve motor fonksiyon bozuklukları yaygındır.

4. Frontotemporal Demans: Beynin frontal ve temporal loblarında nöron kaybı ile ortaya çıkar. Kişilik değişiklikleri, dil bozuklukları ve davranışsal değişiklikler yaygındır. Demansın biyolojik temelleri, hastalığın teşhisi ve tedavisi açısından kritik öneme sahiptir.

Bu temellerin anlaşılması, hastalığın ilerleyişini yavaşlatmaya ve semptomları yönetmeye yönelik tedavi stratejilerinin geliştirilmesine yardımcı olur.

ŞİZOFRENİ:

Şizofreni ise biyolojik temelleri olmakla beraber ruhsal yapıdan temel alan bir bozukluktur. Hem biyolojik hem de ruhsal (psikososyal) temellere sahip karmaşık bir zihinsel sağlık bozukluğudur. Demansta olduğu gibi hücre ölümleri yoktur. Birey zaman zaman gerçeklikten kopar ve hayal ile gerçeği ayırt edemez. Sık sık görsel ve işitsel sanrılara maruz kalır. Belli belirsiz hayalî kişilerle konuşur. Zihinsel hezeyanları vardır.

Şizo’ kelimesi yarılma demektir. Bu bağlamda şizofren bireylerde zihinsel bir yarılma söz konusudur. Yani kişinin zihni (gerçeklikleri birbirinden farklı) 2 evrene zaman zaman geçişler yapmaktadır.

Şizofreninin gelişimindeki bazı faktörleri şu şekilde sıralayabiliriz.

Biyolojik Temeller
1. Genetik Faktörler: Şizofreni, genetik bir bileşene sahip olduğundan ailede şizofreni öyküsü olan bireylerde bu hastalığın görülme riski daha yüksektir. Ancak, genetik faktörler tek başına hastalığın ortaya çıkmasını açıklamakta yeterli değildir.

Ruhsal (Psikososyal) Temeller:

1. Çevresel Stresörler: Çevresel stres faktörleri, şizofreni gelişiminde önemli bir rol oynayabilir. Erken çocukluk döneminde yaşanan travmatik olaylar, aile içi çatışmalar ve yüksek stres seviyeleri, şizofreni riskini artırabilir.Kentsel yaşam, göçmenlik, yoksulluk ve sosyal izolasyon gibi çevresel faktörler de hastalığın ortaya çıkmasında etkili olabilir.

2. Aile Dinamikleri ve Sosyal Destek: Aile içi dinamikler, şizofreni belirtilerinin şiddetini ve hastalığın seyrini etkileyebilir. Düşük aile içi uyum, aşırı eleştirel veya düşmanca tutumlar, hastalık semptomlarının kötüleşmesine yol açabilir.Güçlü sosyal destek sistemleri, hastaların iyileşme sürecini olumlu yönde etkileyebilir.

3. Psikolojik Faktörler: Kişisel stres yönetimi becerileri, başa çıkma mekanizmaları ve genel psikolojik sağlamlık, şizofreni belirtilerinin nasıl geliştiğini ve yönetildiğini etkileyebilir.

Özet olarak; Şizofreni, biyolojik temelleri güçlü olan bir hastalık olmasına rağmen, ruhsal ve psikososyal faktörler de hastalığın gelişiminde ve seyrinde önemli bir rol oynar. Genetik yatkınlık, beyin yapısındaki anormallikler ve nörotransmitter dengesizlikleri, biyolojik temelini oluştururken, çevresel stresörler, aile dinamikleri ve psikolojik faktörler hastalığın belirtilerini etkileyebilir.

Bu nedenle, (demanstan farklı olarak) şizofreni tedavisinde hem biyolojik (ilaç tedavisi) hem de psikososyal (psikoterapi, sosyal destek) yaklaşımların bir arada kullanılması kritik önemdedir. Her iki yaklaşımın uzman eşliğinde uygulanması şizofreni hastalıklarında %70 oranında bir iyileşmeyi sağlamakta, %30 oranında ise hastalar öncekinden daha iyi bir noktaya gelmektedirler.


ilgili yazılar

Yorum bırakın