Kollektif Narsizm ya da Toplumsal Kibrin insan ruhsallığı üzerindeki etkisi

Bu yazımızda büyüklenme, narsizm (halk arasındaki ifadesiyle kibirlenme, böbürlenme) kavramları birey-toplum diyalektiği ekseninde ele alınacaktır. Konuyu kavramak için psikoloji ve sosyoloji alanlarına dair belli bir alt yapı gerekmektedir. Şimdi gelelim konuya..

Kollektif narsizm, bireylerin ait oldukları topluluğu (takım, parti, din, ülke, etnisite vb.) aşırı yüceltme ve diğer gruplara karşı üstün görme eğilimi olarak tanımlanabilir. Bu tür bir narsistik topluluğa dahil olmak, bireyin psikolojik ve sosyal gelişimi üzerinde karmaşık ve potansiyel olarak olumsuz etkiler yaratabilir. Kollektif narsisizm içinde birey, kişisel kimliğini grubun yüceltilmiş benliğiyle bütünleştirerek kendilik sınırlarını kaybetme riskine girer. Bütünleştiği ideal imgeyi kendilik olarak ya da onun bir uzantısı olarak deneyimler ve bunu fırsat buldukça çevresiyle olan ilişkilerine yansıtır. Bu kişilik örüntüsünün ruhsal dinamiklerini anlamak için Heinz Kohut ve James Masterson’in kuramları üzerinden “benliğin füzyonu” kavramını analiz ederek biraz daha derinleşelim.

Heinz Kohut ve Narsistik Füzyon

Heinz Kohut’un kendilik kuramında kişilik, iki temel kutup arasında şekillenir: bir kutupta idealize edilmiş baba imgesi, diğer kutupta ise bireyin arzuları ve ihtirasları yer alır. Bu iki kutup arasındaki denge, sağlıklı bir kendilik gelişimi için kritik önemdedir. Ancak kollektif narsistik bir topluluğa bağlı olan bireyler, grubun narsistik yapısıyla organik bir bağ kurarak, kendiliğin idealize edilmiş baba imgesiyle yoğun bir etkileşime girerler. Bu etkileşim, bireyin kendine ait arzularından uzaklaşmasına yol açarak kendilik gelişimini olumsuz etkiler.

Kohut’un kuramında narsistik füzyon, bireyin idealize edilen topluluk imgesiyle bütünleşmesi ve kendi öz benliğinden kopması olarak tanımlanır. Kollektif narsistik bir topluluk, birey için bir narsistik doyum kaynağı haline gelirken, bireyin kendi ihtiyaçları geri planda kalır. Bu durumda, birey grubun yüceltilmiş kimliğine duyduğu bağlılık nedeniyle öz benliğinden uzaklaşır. Grubun narsistik “baba figürü”yle birleşme arzusu, bireyin kendi kendini gerçekleştirme kapasitesini kısıtlayarak, onu psikolojik olarak zayıf ve bağımlı bir hale getirir.

James Masterson ve Ayrılma-Bireyleşme Süreci

James Masterson, özellikle narsistik kişilik bozukluklarının ayrılma-bireyleşme sürecindeki kırılmalarla ilişkili olduğunu vurgular. Ona göre sağlıklı bir benlik gelişimi, bireyin kendi değerlerini keşfetmesi ve bağımsız bir kimlik geliştirmesi ile mümkündür. Ancak kollektif narsist bir topluluk, bireyin kendine özgü kimliğini geliştirmesini değil, topluluğun narsistik kimliği ile bütünleşmesini teşvik eder. Bu, bireyin ayrılma-bireyleşme sürecini sağlıklı bir şekilde tamamlamasını engeller ve bireyi içsel bir boşluk hissetmeye iter.

Masterson’a göre narsistik füzyon, bireyin grubun narsistik taleplerine uyum sağlamak adına öz benlikten uzaklaşması ve topluluğun ideallerini kendi kimliği olarak benimsemesi sürecidir. Birey, bu süreçte topluluğun yüceltilmiş kimliğini kendi kimliği gibi görmeye başlar ve kendine dair bağımsız bir algı geliştiremez. Bu durum, bireyin duygusal olarak bağımlı, kendine yabancılaşmış bir kimlik geliştirmesine neden olur ve duygusal boşluk hissini artırır.

Kollektif Narsisizm ve Füzyonun Psikodinamik Süreci

Kohut ve Masterson’un kuramları ışığında kollektif narsistik bir topluluğun bireyde yarattığı füzyon, kişinin benlik sınırlarını kaybetmesine ve tamamıyla grubun narsistik imgesiyle kaynaşmasına (füzyon) yol açar. Bu süreçte bireyin kendiliği, grubun büyüklenmeci üst kimliğiyle iç içe geçerek kaynaşir, kendine özgü benlik özelliklerini kaybeder. Benimsediği gurup ya da kişinin değersizlesmesi ya da ölmesi doğrudan kendisinin değersizlesmesi ve ölümü demektir. Tersi durum da geçerlidir ve bireyin yaşamı için yüce bir imgenin varlığı zorunludur.

Sonuç olarak; kollektif narsistik bir topluluk içinde bulunmak, bireyin ayrılma-bireyleşme sürecini tamamlamasını engelleyerek içsel bir sahte benlik oluşturmasına yol açar. Böyle bir topluluk içinde birey, kendilik değerini topluluğun narsistik yüceliğinden türetmeye çalışır. Bu tür bir bağ ise psikolojik kırılganlık, narsist kişilik örüntüsü, benlik kaybı ve duygusal boşluk gibi olumsuz sonuçlar doğurarak bireyin öz benliğinden kopmasına, kendine yabancılaşmasına ve nihayetinde grubun bireyi yutarak yok etmesini netice verebilir.

Yeryüzündeki hiçbir varlığa tanrısal bir nitelik verilemeyeceği inancını belki de bu açıdan tekrar düşünmekte yarar var.

Davut Ceylan (Uzm. Psk.)

Yorum bırakın