Bu yazı, Nerden Düştük Bu Aşka! kitabında yer alan “Narsist ve Borderline Kişiliklerde Aşk” bölümünün web için düzenlenmiş sürümüdür. Bilgilendirme amaçlıdır; psikolojik değerlendirme, tanı veya tedavi yerine geçmez.
Borderline (Sınırda) Kişilikte Aşk
Borderline kişilik nedir? Belirtileri nelerdir?
Borderline ya da diğer adıyla sınırda kişilik bozukluğu; kişinin duygusal düzenleme, ilişkiler ve benlik imgesi ile ilgili zorluklarıyla karakterize edilen bir ruhsal sağlık durumudur. Genellikle yoğun duygusal tepkiler, hızlı değişen ruh halleri, kararsız ilişkiler ve kişinin kendi kimliğine dair belirsizliklerle kendini gösterir.
Yoğun ve değişken duygusal tepkiler
Borderline kişilik örüntüsüne sahip bireyler duygusal olarak oldukça hassas olabilir ve tepkilerini yoğun yaşayabilirler. Örneğin küçük bir eleştiri, onlar için büyük bir reddedilme ya da hakaret gibi algılanabilir.
İlişkilerde kararsızlık ve terk edilme korkusu
Kararsız ve yoğun ilişkiler bu kişilik örüntüsünün önemli özelliklerindendir. Kişi, karşısındaki insanı bir anda mükemmel görüp idealize edebilir; küçük bir anlaşmazlık sonrasında ise aynı kişiyi bütünüyle değersizleştirebilir. Gün içinde bile aynı kişiyi sabah dünyanın en iyi insanı, akşam ise tamamen kötü biri olarak algılamak mümkün olabilir.
İlgisizlik ve terk edilmeye karşı hassasiyet de belirgindir. Partnerin eve geç gelmesi, bir arkadaşın buluşmayı iptal etmesi veya beklenen ilginin gösterilmemesi yoğun reddedilme ve terk edilme duygularını tetikleyebilir. Masterson’un “terk depresyonu” olarak ele aldığı bu yaşantı kişide ağır bir duygusal acıya dönüşebilir ve kimi zaman dürtüsel eylemlerle dışa vurulabilir.
Burada önemli olan nokta, yüceltme, değersizleştirme ve eyleme vurumların büyük ölçüde kişinin içsel dinamikleriyle ilişkili olmasıdır. Partner açısından mümkün olduğunca nötr kalabilmek ve her yoğun duygulanıma aynı yoğunlukta karşılık vermemek koruyucu olabilir.
Dürtüsel davranışlar
Madde kullanımı, aşırı harcama, hızlı araç kullanma ya da düşünmeden verilen kararlar gibi riskli davranışlar görülebilir. Bu davranışlar çoğu zaman anlık duygusal rahatlama veya yoğun duygudan kaçma amacı taşır.
Kimlik sorunları ve duygusal boşluk hissi
Kişinin kendisine dair algısı sık değişebilir. Değerlerini, ilgilerini, hedeflerini ve kim olduğunu sürekli sorgulayabilir. Bir gün bir kariyer veya yaşam biçimini güçlü biçimde isterken, ertesi gün bambaşka bir yöne yönelebilir. Birçok kişi sık ve yoğun bir “boşluk” hissinden de söz eder.
Kendine zarar verme ve intihar düşünceleri
Kendine zarar verme davranışları ve intihar düşünceleri özellikle yoğun duygusal acı ve kriz dönemlerinde görülebilir. Borderline kişilik bozukluğu karmaşık ve çok yönlüdür; kişiden kişiye farklılık gösterir. Uygun terapi ve destekle daha istikrarlı ve sağlıklı bir yaşam sürmek mümkündür.
Borderline kişilikte ruhsal dinamik nasıldır?
Sınırda kişilik örüntüsünün ruhsal yapısını Kernberg’in nesne ilişkileri kuramı çerçevesinde ele aldığımızda, özellikle bölünmüş imgeler ve nesne bütünlüğünün yetersizliği öne çıkar.
Bölünmüş imgeler ve nesne bütünlüğünün yetersizliği
Borderline kişilik örüntüsünde kişi başkalarını “tamamen iyi” ya da “tamamen kötü” görmeye eğilimli olabilir. Kernberg bu durumu bölünmüş nesne imgeleri üzerinden açıklar. Aynı kişinin iyi ve kötü yönlerini aynı anda görebilme, yani kişiyi bütün olarak algılama kapasitesi yeterince gelişmediğinde, ilişkiler idealizasyon ve değersizleştirme arasında gidip gelebilir.
Melanie Klein, Otto Kernberg ve Masterson gibi kuramcıların çizgisinde libido ve agresyon kutuplarının bütünleşmesi önemlidir. Bu iki kutup bütünleşmediğinde dış dünya da siyah ve beyaz biçiminde algılanabilir. Bütünleşme güçlendikçe kişi, insanların hem iyi hem de kötü davranışlar sergileyebilen karmaşık varlıklar olduğunu daha gerçekçi biçimde görebilir.
Savunma mekanizması: Bölme
Borderline kişilik örüntüsünde tipik savunma mekanizmalarından biri bölme (splitting) mekanizmasıdır. Bölme, iyi ve kötü deneyimleri ayrı tutma eğilimidir. İlişkilerdeki ani ve şiddetli değişimlerin önemli nedenlerinden biri de budur.
Borderline aşk
İlişkinin başlangıcında idealizasyon
İlişkinin ilk dönemlerinde partner aşırı biçimde idealize edilebilir. Partnerin tüm özellikleri mükemmel ve kusursuz algılanır; küçük jestler bile kişinin gözünde partnerin mükemmelliğini pekiştirir. Bu idealizasyon, derin terk edilme korkusu ve istikrarsız benlik algısıyla ilişkili olabilir. Partner, kişinin kendini güvende, değerli ve seviliyor hissetmesini sağlayan merkezi bir figüre dönüşebilir.
İdealizasyondan değersizleştirmeye geçiş
İdealizasyon fazı çoğu zaman sürdürülebilir değildir. Partnerin küçük kusurları ve hataları zamanla görünür hâle geldikçe bunlar büyük hayal kırıklıkları, öfke veya kıskançlık yaratabilir. Siyah-beyaz düşünme eğilimi nedeniyle partner ya tamamen iyi ya tamamen kötü algılanabilir; iki yönün aynı kişide bir arada bulunabileceğini kabul etmek zorlaşabilir.
Duygusal dalgalanmalar
İdealizasyon ve değersizleştirme döngüsü ilişkide şiddetli duygusal dalgalanmalara yol açabilir. Bir an mükemmel ve tatmin edici görünen ilişki, kısa süre sonra büyük bir hayal kırıklığı ve çatışma kaynağına dönüşebilir. Bu durum partner için de oldukça zorlayıcıdır.
Borderline kişilik örüntülerinin uçlarda yaşanan ilişki biçimleri sinema ve edebiyatta da sık işlenmiştir. Öldüren Cazibe, Misery ve Türk sinemasından Kader gibi yapımlarda idealizasyon, takıntılı bağlanma, yoğun öfke ve değersizleştirme döngülerini çağrıştıran karakter örnekleri görülür. Şarkılarda ve halk anlatılarında da ayrılık, özlem, ihanet ve aşırı aşk temalarının benzer duygusal uçları temsil ettiği söylenebilir.
Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Leyla ile Mecnun ve Tahir ile Zühre gibi anlatılar yoğun aşk, ayrılık, özlem ve fedakârlık temaları üzerinden insanın duygusal dünyasının uçlarını görünür kılar. Bu anlatıları doğrudan klinik tanılarla özdeşleştirmek doğru değildir; ancak yoğun duygulanım, kayıp ve bağlanma temaları açısından karşılaştırmalı düşünmeye imkân verir.
Örnek olay 1: Elif ve Ahmet
Elif ve Ahmet birbirlerine ilk bakışta âşık olan iki gençtir. Elif, borderline kişilik bozukluğu tanısı almış bir kadındır ve Ahmet’e karşı yoğun bir sevgi hissetmektedir. İlişkinin ilk zamanlarında her şey Elif için mükemmeldir. Ahmet onun hayatındaki boşluğu doldurur ve ona daha önce tatmadığı bir sevgi sunduğunu düşündürür.
İlk aylarda Elif ve Ahmet her fırsatta birlikte zaman geçirir. Elif, Ahmet’in ilgisi ve küçük jestleri karşısında kendini çok özel hisseder. Ancak zamanla Elif’in yoğun duygusal dalgalanmaları ve aşırı bağlılığı ilişkide sorunlara yol açmaya başlar.
Bir gün Ahmet eve geç geldiğinde Elif korku ve panikle nedenini sorar. Ahmet’in geç kalması büyük bir güvensizlik kaynağı hâline gelir. Elif onu defalarca sorgular ve sürekli mesajlar gönderir. Ahmet ise bu sert ve tutarsız tepkileri anlamakta zorlanır.
Zaman içinde Elif, Ahmet’in davranışlarını takıntılı biçimde incelemeye ve sevgisinden şüphe etmeye başlar. Ahmet’in arkadaşlarıyla zaman geçirmesi kıskançlık ve güvensizlik yaratır. Bir yandan Ahmet’i mükemmel bir partner olarak görürken, en küçük hatasını bile affedemeyebilir. Elif için adeta iki Ahmet vardır: onu seven ve onurlandıran Ahmet ile kaba, değersiz ve kötü Ahmet.
İlişkideki gerilim aile bütünlüğünü sarsacak düzeye geldiğinde çift bir uzmana başvurmaya karar verir. Terapi sürecinde Elif duygusal dalgalanmalarını ve terk edilme korkularını daha iyi anlamaya ve yönetmeye çalışır. Ahmet de bu kişilik örüntüsünü daha iyi anlamaya başlar. Bu örnek, terapi ve karşılıklı çabanın ilişkideki düzenleyici önemini göstermektedir.
Örnek olay 2: Fatma
Fatma, prestijli bir üniversitenin mimarlık bölümünden mezun olmuş ve iş hayatına atılmıştır. Ailesinin desteğiyle bazı girişimlerde bulunmuş fakat başarısız olmuştur. Ailesi daha küçük adımlarla ilerlemesini önerse de Fatma sürekli daha fazlasını istemektedir.
Ailesinin tavsiyesiyle terapiye başlayan Fatma kısa sürede terapistine yoğun bir hayranlık geliştirmeye başlar. Her seansa hediyeler getirir ve terapistini kendi ruhsal ihtiyaçlarını tamamen anlayan bilge bir kişi olarak görür. Terapisti çeşitli sınırlar koysa da Fatma bu yakınlığı sürdürmek ister.
Bir gün geleceğe ilişkin büyük ve gerçekçilikten uzak planlarını anlatır. Ailesinin kalan iki evini sattırıp büyük bir proje kurmak istediğini söyler. Terapist bunun sağlıklı olmayabileceğini düşünerek aileyle sınır ve gerçeklik değerlendirmesi üzerine konuşur. Fatma bunu öğrendiğinde daha önce yücelttiği terapistini bir anda değersizleştirir; ağır biçimde suçlar ve terapiyi terk eder.
Bu örnekte de idealizasyon ve değersizleştirme döngüsü dikkat çekmektedir. Başta “bilge kişi” olarak algılanan terapist, sınır koyduğu anda “kötü ve güvenilmez” bir figüre dönüşmektedir.
Narsist Kişilerin Aşkı
Narsistik kişilik bozukluğu; kişinin kendisine aşırı hayranlık duyması, empati kurmakta zorlanması ve başkalarından sürekli takdir ve onay beklemesi gibi özelliklerle tanımlanan bir kişilik bozukluğudur. Kendine aşırı hayranlık, empati eksikliği, ilişkilerde sömürücü davranışlar, kıskançlık, kibir, başarı ve yetenekleri abartma ve yoğun onay ihtiyacı bu yapıda görülebilen özellikler arasındadır.
Narsizm kavramının adı Yunan mitolojisindeki Narcissus anlatısından gelir. Narcissus kendi yansımasına âşık olur; ancak ulaştığını sandığı anda görüntü kaybolur. Bu anlatı, kendine hayranlığın ötekiyle gerçek bir ilişki kurmayı nasıl zorlaştırabileceğine dair güçlü bir simge olarak düşünülebilir.
Narsistik aşkın belirtileri ve işaretleri
- Aşırı ilgi ve onay arayışı: Partnerden sürekli takdir, övgü ve ilgi beklenebilir. Beklentiler karşılanmadığında öfke veya üzüntü görülebilir.
- Empati eksikliği: Partnerin duygularını ve ihtiyaçlarını anlamakta ve bunlara karşılık vermekte zorlanma görülebilir.
- Kontrol ve yönetim arzusu: Partnerin yaşamı, kararları ve sosyal ilişkileri üzerinde aşırı kontrol kurulmaya çalışılabilir.
- Kıskançlık ve sahiplenme: Partnerin dikkatinin başka kişilere veya alanlara yönelmesi tehdit olarak algılanabilir.
- İdealize etme ve değer düşürme döngüsü: İlişkinin başında partner mükemmel görülürken, gerçek dışı beklentiler karşılanmadığında küçümsenmeye başlanabilir.
- Sorumluluktan kaçınma: Sorunlarda kendi payını görmek yerine suçu partnerine veya başkalarına atma eğilimi olabilir.
- Derin bağ kurmakta zorluk: Kırılganlığı paylaşmaktan kaçınma nedeniyle ilişki yüzeyde kalabilir.
- Gelecek planlarında tek taraflılık: Ortak gelecek, çoğunlukla narsistik kişinin hedefleri ve arzuları etrafında kurulabilir.
Narsistik aşkın ilişkiler üzerindeki gölgesi
Narsistik aşkın temel etkilerinden biri ilişkideki güç dengesizliğidir. Narsistik kişi kendi ihtiyaç ve arzularını partnerinin önünde tutabilir. Partner ise zamanla kendi ihtiyaçlarını ihmal ederek sürekli karşı tarafın onayını kazanmaya çalışabilir.
Sürekli eleştiri, değersizleştirme ve ihmal duygusal yıpranmaya yol açabilir. Partner özsaygısını sorgulamaya, kendisini yetersiz hissetmeye ve karşı tarafın onayına daha fazla bağımlı hâle gelmeye başlayabilir.
Bağlılık kurmada zorluk, eleştiriye aşırı duyarlılık, sık çatışmalar, empati eksikliği ve sorumluluğu başkasına atma da ilişkide güvensizlik ve yalnızlık duygusunu artırabilir. İlişki derinleşmek yerine yüzeyde kalabilir ve gelecek planları tek taraflı biçimde şekillenebilir.
Narsistik aşkın kökenleri
Kişilik gelişimi ve erken yaşam deneyimleri
Kişilik çocukluk ve ergenlik yıllarında şekillenmeye başlar. Aşırı övülme, sürekli eleştirilme, ihmal, aşırı koruyuculuk veya duygusal ihtiyaçların yeterince karşılanmaması gibi deneyimler narsistik özelliklerin gelişiminde rol oynayabilir.
Sosyal ve kültürel etkenler
Bireycilik, başarı ve görünürlük üzerine aşırı vurgu yapan kültürel ortamlar da narsistik eğilimleri besleyebilir. Sosyal medyada sürekli beğeni ve takdir arayışı, dışsal onay ihtiyacını güçlendirebilir ve ilişkilere de taşınabilir.
Özsaygı ve duygusal boşluklar
Düşük özsaygı, kişinin kendini değerli hissetmek için dışsal onaya aşırı ihtiyaç duymasına neden olabilir. İçsel boşluklar ve karşılanmamış duygusal ihtiyaçlar, partner üzerinde kontrol ve sahiplenme isteğini artırabilir.
İyileşme yolları ve sağlıklı ilişki dinamikleri
Değişimin ilk adımı kişinin kendi örüntülerini fark etmesidir. Narsistik eğilimlerin nedenlerini, ilişkide nasıl ortaya çıktığını ve karşı taraf üzerindeki etkilerini görebilmek değişim için zemin hazırlar.
- Kendini tanıma: Kendi davranışlarını, ihtiyaçlarını, korkularını ve beklentilerini gözlemlemek.
- Açık ve dürüst iletişim: Duyguları ve ihtiyaçları ifade ederken partnerin duygularını da dinlemek.
- Sınırlar koymak: Her iki tarafın bireyselliğini ve ihtiyaçlarını koruyan net sınırlar geliştirmek.
- Karşılıklı saygı: Partnerin düşünce, duygu ve ihtiyaçlarını önemsemek.
- Empati kurmak: Karşı tarafın yaşantısını anlamaya ve duygusal ihtiyaçlarını görmeye çalışmak.
- Kendine zaman ayırmak: Kişisel ilgi alanlarını ve bireysel yaşamı korumak.
- Esnek olmak: İlişkide değişim ve gelişime açık olmak.
- Ortak hedefler belirlemek: İlişkiyi yalnızca bir tarafın beklentileri etrafında değil, ortak amaçlarla güçlendirmek.
- Terapötik destek almak: Gerektiğinde bireysel veya çift terapisiyle ilişki örüntülerini çalışmak.
Örnek olay 1: Gölgeler Arasında Bir Aşk — Elif ve Emre
Elif ve Emre büyük bir şehirde birbirlerine umutla bakan iki yabancı olarak tanışırlar. Elif sanatla iç içe, duygusal ve empatik bir yapıya sahiptir. Emre ise başarılı, karizmatik ve çevresince takdir edilen bir iş insanıdır. Başlarda Emre’nin ilgisi ve jestleri Elif’i büyüler.
Zamanla Emre’nin sevgisinin kontrol ve sahiplenme arzusuna dönüştüğü görülür. Elif’in kendi kararlarını alma alanı daralmaya başlar. Emre sürekli takdir ve onay bekler, kendi başarılarını öne çıkarırken Elif’in başarılarını gölgede bırakır. Elif giderek kendi değerini sorgulamaya başlar.
Elif kendi ihtiyaçlarını dile getirdiğinde Emre savunmaya geçer ve sorumluluğu ona yükler. Bunun üzerine Elif ilişkide sınırlar koymaya, kendi duygusal ihtiyaçlarını önemsemeye ve bireysel yaşamını yeniden güçlendirmeye karar verir. Hobilerine, ilgi alanlarına ve kendi hedeflerine dönmesi, kendi değerini yeniden keşfetmesine yardımcı olur.
Bu hikâye, sağlıklı ilişki dinamiklerinin yalnızca yoğun sevgiyle değil; karşılıklı saygı, empati, açık iletişim ve bireyselliğin korunmasıyla kurulabileceğini göstermektedir.
Örnek olay 2: Aylin ve Berk — Işığa Doğru Yolculuk
Aylin, hayatına renk katacak birini ararken Berk’le tanışır. Berk başarılı, kendine güvenen ve toplum içinde saygı gören biridir. İlişkinin başlangıcında Aylin kendisini çok özel hisseder. Ancak zamanla Berk’in sürekli merkezde olma ihtiyacı ve Aylin’in yaşamındaki önemli kararları kontrol etme isteği belirginleşir.
Aylin kendi fikirlerini dile getirdiğinde eleştirildiğini ve küçümsendiğini hisseder. Berk sürekli övgü beklerken Aylin’in başarılarını görmezden gelir. Aylin giderek ilişkide kendi değerini ve bağımsızlığını kaybettiğini fark eder.
Bu döngüyü kırmaya karar veren Aylin, kendi duygusal ihtiyaçlarını önemsemeye, sağlıklı sınırlar koymaya ve bağımsızlığını yeniden kurmaya yönelir. Kendi hedeflerine ve ilgi alanlarına dönmesi, kendine güvenini yeniden kazanmasına yardımcı olur.
Sonuç
Borderline ve narsistik kişilik örüntülerinde aşk, çoğu zaman yalnızca sevgi duygusundan ibaret değildir. Terk edilme korkusu, idealizasyon, değersizleştirme, onay ihtiyacı, kontrol, kırılganlık, empati sorunları ve benlik algısı ilişkinin biçimini güçlü biçimde etkileyebilir.
Sağlıklı bir ilişkinin temelinde karşılıklı saygı, empati, açık iletişim, sınırlar ve her iki kişinin de bireyselliğini koruyabilmesi bulunur. Kişinin kendi örüntülerini fark etmesi ve gerektiğinde profesyonel destek alması, hem bireysel hem de ilişkisel değişim için önemli bir başlangıç olabilir.
Kaynak notu: Bu yazı, Davut Ceylan’ın Nerden Düştük Bu Aşka! (Nemesis Kitap, 2024) adlı eserde yer alan “Narsist ve Borderline Kişiliklerde Aşk” başlıklı kitap bölümünden uyarlanmıştır.

Yorum bırakın